


Büyük günahlardan bazıları şunlardır:
1- Haksız yere adam öldürmek.
2- Zinâ etmek.
3- Livâta etmek.
4- Şarâb ve her türlü alkollü içkileri içmek.
5- Hırsızlık etmek.
6- Uyuşturucu kullanmak.
7- Başkasının malını cebren almak. Ya’nî zorla almak.
8- Yalancı şâhidlik yapmak
9- Ramazan orucunu, özürsüz, müslümanların önünde yimek.
10- Fâiz alıp-vermek.
11- Çok yemîn etmek.
12- Anne-babasına âsî olmak, karşı gelmek.
13- Yakın, sâlih akrabayı ziyâret etmemek.
14- Muharebede, harbi terk edip düşman karşısından kaçmak.
15- Haksız yere yetîmin malını yimek.
16- Terâzisini ve ölçeğini hak üzere kullanmamak.
17- Namazı vakti girmeden önce veyâ vakti çıktıktan sonra kılmak.
18- Mü’min kardeşinin gönlünü kırmak. Kâ’beyi yıkmakdan dahâ büyük günâhdır. Allahü teâlâyı en ziyâde inciten küfrden sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yokdur.
19- Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” söylemediği sözü söylemek ve Ona isnâd eylemek.
20- Rüşvet almak.
21- Malın zakâtını ve öşrünü vermemek.
22- Gücü yeten kimse, günâh işleyeni görünce, men etmemek.
23- Canlı hayvanı ateşde yakmak.
24- Kur’ân-ı azîm-ûş-şânı öğrendikden sonra, okumasını unutmak.
25- Allahü azîm-ûş-şânın rahmetinden ümîdini kesmek.
26- Müslümân olsun, kâfir olsun, insanlara hıyânet etmek. Hainlik yapmak.
27- Domuz eti yemek.
28- Resûlullahın Eshâbından herhangi birisini sevmemek ve söğmek.
29- Karnı doydukdan sonra yemeğe devâm etmek.
30- Kadın, vazifesini özürsüz yapmamak.
31- Kadınlar, kocasından izinsiz ziyârete gitmek.
32- Bir nâmûslu kadına, fâhişe demek.
33- Müslümanlar arasında söz taşımak.
34- Avret mahallini başkasına göstermek. Erkeğin göbekle dizi arası, kadının, saçı, kolu, bacağı avretdir. Başkasının avret yerine bakmak da harâmdır.
35- Besmelesiz kesilen hayvanı yimek ve başkasına yidirmek.
36- Emânete hıyânet etmek.
37- Müslümânı gıybet etmek.
38- Hased etmek.
39- Allahü azîm-ûş-şâna şirk koşmak.
40- Yalan söylemek.
41- Kibrlilik, kendini üstün görmek.
42- Ölüm hastasının vârisden mal kaçırması.
43- Bahîl, çok hasîs,cimri olmak.
44- Dünyâya muhabbet etmek.
45- Allahü teâlânın azâbından korkmamak.
46- Harâm olanı, harâm i’tikâd etmemek.
47- Halâl olanı, halâl i’tikâd etmemek.
48- Falcıların falına, gaybdan haber vermesine inanmak.
49- Dîninden dönmek, mürted olmak.
50- Özrsüz, yabancı kadınına, kızına bakmak.
51- Kadınların dar elbise giymesi.
52- Erkeklerin kadın elbisesi giymesi.
53- Kabe-i şerifte günâh işlemek.
54- Vakti gelmeden ezân okumak ve namaz kılmak.
55- Kanûnlara âsî olmak, karşı gelmek.
56- Hanımının anasına sövmek.
57- Ettiği iyiliği başa kakmak.
58- İpek giymek [erkekler için].
59- Câhillikde ısrar etmek. Ehl-i sünnet i’tikâdını, farzları, harâmları ve lüzûmlu olan her bilgiyi öğrenmemek.
60- Allahü teâlâdan ve islâmiyyetin bildirdiği ismlerden başka şey söyliyerek yemîn etmek.
61- Zaruri öğrenmesi gereken ilmden kaçınmak.
62- Câhilliğin musîbet olduğunu anlamamak.
63- Küçük günâhı tekrar işlemekde ısrar etmek.
64- Bir namaz vaktini kaçıracak zemân kadar cünüb gezmek.
65- Âdetli ve lohusa hâlinde hanımına yakın olmak.
66- Tegannî eylemek. Ahlâksız şarkıları söylemek, müzik, çalgı aletleri kullanmak.
67- İntihâr etmek, ya’nî kendini öldürmek.
Müt’a nikâhı, muvakkat nikâh harâmdır. Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları harâm olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da harâmdır.
Kaba avret yerleri dar elbise ile örtülmüş kadına, şehvetsiz de bakmak harâmdır. Yabancı kadının iç çamaşırlarına şehvetle bakmak harâmdır. Sıkı, dar örtülmüş, kaba olmıyan avret yerlerine şehvetle bakmak harâmdır. Şehvete, harâma sebeb olan resmleri yapmak, basmak, resm etmek harâm olur. [Harâmlara ne olurmuş demek küfr olur].
Geçmiş evliyâya dil uzatmak, onlara câhil demek, sözlerinden şerî’ate uymıyan mânâlar çıkarmak, öldükden sonra da kerâmet gösterdiklerine inanmamak ve ölünce velîlikleri biter sanmak ve onların kabirleri ile bereketlenenlere mâni’ olmak, müslümanlara sû’izan, zulüm etmek, mallarını gasb etmek gibi ve hased, iftirâ ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi harâmdır.
SADAKA-İ FITR
Fitre vermenin önemi
Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?
CEVAP
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]
(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden meydana gelen günahları temizler.) [Beyheki]
(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]
Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. [E. Davud]
Dinen zengin olmayan herkes, fitre, zekat alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan müslümanın, fitre vermesi vacip olur. Fitre, zekat alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez
Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekat vermesi gerekir ve zekat alması caiz olmaz.
Ticaret için olmayan malların zekatı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.
Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekat alabilir. Nisaba malikse fitre vermesi vacip olur.
Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fitre vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]
Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zengin ise fitre vermesi gerekir.
Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre olarak yarım sa’ buğday veya un, yahut bir sa’ arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa’ ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fitre olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir. Fitre miktarları ve bugünkü değerleri yaklaşık olarak şöyledir:
Fıtranın cinsiMiktarı (gr)Değeri (TL)
Buğday1750600.000
Un1750900.000
Un (İyi)17501.400.000
Arpa3500700.000
Kuru üzüm35006.500.000
K. Üzüm (İyi)35009.000.000
Hurma35005.000.000
Hurma (İyi)350040.000.000
Not: TL değerleri günün rayicine göre hesap edilir.
Fitre ne zaman vacip olur?
CEVAP
Kurban bayramının üçüncü günü nisaba malik olan zengindir. Nisap, zekat nisabı gibidir. Kurbanda farklılık şöyledir:
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan her hür Müslümanın, Ramazan bayramının birinci günü sabahı, tan yeri aydınlanırken, (Fitre) vermesi vacip olur. Daha önce ve daha sonra vacip olmaz. Fitre ve kurban nisabı hesabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da lazım değildir. Bayramın birinci günü sabah namazı girdiği anda, nisap miktarı kadar mala malik olmak şarttır.
Fitredeki vekalet, zekattaki gibi mi?
CEVAP
Evet.
Bir kimse, yanında kalan ana-babasının ve akıl balig olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu?
CEVAP
Sonradan bildirmek şartı ile caiz olur.
Zekat gibi, fitreyi de hediye diye vermek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Hurma ile iftar eden fitresini hurmadan mı verir?
CEVAP
Hayır. Senenin ekserisinde yediği şeyden verir.
Telefonda vekalet olur mu?
CEVAP
Olur. E-maille de olur.
4 kişinin adam başı 1750 gram un vererek toplam 7 kilogram ile bir kişiye vekalet vererek fitresini ödemesi doğru mu?
CEVAP
Doğru.
Bir kişiye verip (ya da daha sonra vermek üzere anlaşıp) bu parayla payıma düşen miktarda un alarak dilediğine dilediğin kadar adıma fitre olarak vermeye seni vekil tayin ettim dersek o da kabul ettim dese bu şekilde verilen fitre caiz midir?
CEVAP
O adam da un alıp verirse mesele yok. Daha kolay yol: 15- 20 kişinin vekaleti alınıp, alınan para ile bir çeyrek altın alınıp fakire verilirse bu iş halledilmiş olur.
Teyzeye halaya amcaya dayıya fitre ve zekat verilir mi?
CEVAP
Verilir.
Fitre sadece fakirlere mi verilir?
CEVAP
Evet.
Birisi bana birisi vasıtasıyla fitresini göndermiş.10 milyon. Bir şey de dememiş. Benim ne yapmam gerekir?
CEVAP
On milyon liralık gümüş veya altın alırsan fitresi verilmiş olur. Bu miktar altın bulamazsan, kendi parandan da katarak çeyrek altın al yine olur, sonra altını istediğine sat.
Fakirler için arkadaşımdan vekil olarak fitre nasıl alabilirim?
CEVAP
Zenginlerin vekili de olabilirsin, fakirlerin de. Bir fakirden vekalet alırsın. Yani fitremi almak ve dileğin yere harcamak üzere seni vekil ettim der, sen de herkesten fitre alıp dilediğin yere verirsin.
Eşim, çocuklarım, annem, evli kız kardeşim ve yeğenlerim için onlardan habersiz ve vekaletsiz sadaka-ı fıtr verebilir miyim?
CEVAP
Eşiniz ve çocuklarınız için verebilirsiniz, ötekiler için veremezsiniz. Onların sizi, (Sadaka-i fıtramı vermek üzere seni vekil ettim) demeleri gerekir.
Beş kişinin fitrelerini vermek üzere vekilim. Fitreleri toplu olarak mı yoksa herbiri için ayrı ayrı mı vermeliyim?
CEVAP
Hepsini birden verebilirsiniz.
Şafii mezhebinde olan kimse ne kadar ve nasıl fitre vermesi gerekir?
CEVAP
1680 gram gram buğday, pirinç, hurma, nohut, peynir verilebilir. Bunların yerine kağıt para verilemediği gibi altın ve gümüş de verilemez. Ayrıca sekiz sınıfa verilmesi gerekir. Üç sınıfa verilmesini caiz gören alimler de varsa da bu üç sınıfı bulmak çok güçtür, yok gibidir. Onun için hanefi mezhebi taklit edilerek vermelidir.
Geçmiş senelerde verilmeyen fitreler verilir mi? nasıl?
CEVAP
Verilir. Kaza edilmiş olur. Aynen altın olarak verilir.
Babam, biz küçük iken fitrelerimizi vermemiş. Vermesi gerekir miydi? Şimdi versek olur mu?
CEVAP
Küçük çocuğun malı varsa, yani zenginse fitresi de, malından verilir. Babası vermezse, çocuk büyüyünce geçmiş senelerin fitrelerini de kendisi verir. Fakir iseniz fitre vermeniz gerekmez.
Seferde olduğum için oruç tutamadım. Fitre vermem gerekir mi?
CEVAP
Bir özrü sebebi ile oruç tutmayanın da, sadaka-i fıtr vermesi gerekir.
Babam vekaletimizi almadan annemin ve bizim fitrelerimizi vermiş. Caiz oldu mu?
CEVAP
Bir kimse, çoluk çocuğunun ve evinde olanların fitrelerini, onların izinleri olmadan verebilir. Verdim diye söylemesi yetişir.
Doğmamış anne karnındaki çocuğun fitresini vermek gerekir mi?
CEVAP
Verilmez.
Nisap miktarı param var fakat 1 sene dolmadı, fitre vermem gerekiyor mu?
CEVAP
Fıtra için bir sene gerekmez. O an nisaba malikseniz vereceksiniz.
Ramazan ayında bayram namazından önce verilmesi gereken fitreyi, caiz olmayan kişilere verdiğini bayramdan sonra öğrenen bir kişinin ne yapması gerekir?
CEVAP
Yeniden bir fakire verir
ORUÇ KEFARETİ
Oruç kefareti var mıdır?
CEVAP
Elbette vardır. Geceden niyetli orucunu, kasten bozana kefaret lazım geldiği din kitaplarının hepsinde yazılıdır. Kütüb-i sitte isimli meşhur altı hadis kitâbından Buhâri, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizi ve Nesâi'de mevcuttur. Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerif şöyle:
Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek, (Helâk oldum yâ Resulallah) dedi. Peygamber efendimiz, ne olduğunu sordu. O da Ramazan orucunu kasten bozduğunu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azad etmesini bildirdi. Kölesi olmadığını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da yapamayacağını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi.
İslâm âlimleri de, geceden niyetli orucunu bozan kimsenin kefaret olarak, varsa bir köle azad etmesini, yoksa peşpeşe 60 gün oruç tutmasını, tutamazsa, 60 fakiri doyurmasını bildirmişlerdir. (Reddül Muhtâr)
Peygamber efendimizin bildirdiği hükmü kabul etmeyen, Allahü teâlânın emrini kabul etmemiş olur. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Peygamberin emrine uyun, nehyettiğinden sakının.) [Haşr 7]
Bir kimse, oruç kefaretini nasıl tutar?
CEVAP
Oruç kefareti için peş peşe, 60 gün oruç tutar. 60 gün sonra, tutmadığı her gün için, birer gün daha tutar. Birkaç Ramazanda kefaretleri olan veya bir Ramazanda, 2 gün kefareti olan kimse, birinci kefareti yapmamış ise, ikisi için yalnız bir kefaret yapar. Birinci kefareti yapmış ise, ikinci kefareti de, ayrıca yapar.
Kefaret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebi ile bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden 60 gün tutmak gerekir. Bayram günlerinde bozmazsa, yine yeniden başlaması gerekir. Hayz ve nifas sebebi ile bozunca, yeniden başlamaz. Temizlenince, geri kalan günleri tamamlar.
Devamlı hasta veya çok yaşlı olup, 60 gün kefaret orucunu tutamaz ise, 60 fakiri bir gün doyurur. 60 fakiri, bir günde iki defa doyurmak gerekir. Hepsine aynı gün yedirmek şart değildir. Bir fakiri her gün iki defa doyurmak üzere 60 gün veya her gün bir defa doyurmak üzere 120 gün yedirmek de olur. Yahut, 60 fakirin her birine, 1750 g buğday veya un veya 3.5 kg arpa, kuru üzüm, hurma verir. Bunların kıymeti kadar ekmek, başka mal veya altın vermek veya bunları bir fakire 60 gün devamlı vermek de caiz olur. Kendisini doyurması için fakire kâğıt para da verilir. 60 günlüğü, bir fakire, bir günde toplu verse, bir günlük vermiş olur. 60 fakiri sabah, 60 başka fakiri de akşam doyurursa, sabah doyurduklarını akşam veya akşam doyurduklarını sabah, bir daha doyurmalıdır. Yahut, bunlardan 60’ının her birine, sadaka-i fıtr miktarı mal verir. Oruç tutabilenin fakir doyurması caiz değildir.
Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır, büyük günahtır. Önce, tutulmayan oruçlar için tövbe edilir. Sonra gününe gün, yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza orucu tutar. Bu oruçlara kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır.
Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli olarak yiyip içer! Hadis-i şerifte, (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir) buyuruluyor. Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, duâ eder.
Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın veya gümüş para, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)
Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de; onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değerini verir. (Bedâyi)
Bir diş tabibi hanım, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Çünkü bozulmaz diye bir âyet yok) ve (oruç kefareti diye bir şey yoktur) diyor. Bir husus Kur’anda bulunamazsa sünnete bakılmaz mı?
CEVAP
Bir kimsenin, kendi uzmanlık sahasının dışında bir uzman gibi konuşması elbette uygun olmaz. Diş tabibi bu hanım, âyetleri, hadisleri diş çeker gibi, hem de morfinsiz, çekip atıyor. Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Yalnız Allaha uyun) denmiyor, (Allaha ve Resulüne uyun) buyuruluyor. Sonra Resulullaha uymak Allaha uymaktan farklı değildir. (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez) buyuruluyor. (Necm 3)
Bu âyet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdiklerinin Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Ayrıca, (Peygamber size neyi verdiyse [neyi emretmişse] onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının) buyurulmaktadır. (Haşr 7)
Demek ki Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmediği hususlar var ki, (Peygamberin emrettiklerini yapın, yasakladıklarından sakının) buyuruluyor. Mesela namazları nasıl kılacağımızı Kur’andan bulamayız. Kaç rekat olduğunu da bulamayız. Hangi rekatta neleri okuyacağımızı da bulamayız. Yanılırsak, ne yapacağımızı da bulamayız. Nerede buluruz? Peygamber efendimiz namazı nasıl kılmışsa öyle kılarız. Hangi rekatlarda neleri okumuşsa veya neleri okuyun buyurmuşsa öyle yaparız. Yanılma secdesini de onun bildirdiği gibi yaparız. Orucu bozan ve bozmayan çok şey vardır. İğne orucu bozar mı, hayz halinde oruç tutmak gerekir mi? Orucun farzları nelerdir? Bunları Peygamber efendimizden öğreniriz. Biz Peygamber efendimizin emrine uyarsak, başka bir kitaptan mı okumuş oluruz? Sünnetler Kur’andan başka değildir. Allahü teâlâ, Resule uymamızı emrediyor. Allahın bu emrine uymamız niye anormal karşılanır ki? Dârimi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Allahın emri ile, Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklaması olan sünneti de getirmiştir. Hadis-i şerifte de, (Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)
Tabibe hanım, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Çünkü bozulmaz diye bir âyet yok) diyor. Âyette olmayanlar sünnet ile bildirilmiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Oruçlunun unutarak yiyip içtiği Allah'ın ona gönderdiği bir rızıktır. Kaza gerekmez.) [Dâre Kutni]
(Oruçlu iken unutarak yiyip içen, orucuna devam etsin, Çünkü onu Allah yedirip içirmiştir.) [Buhâri, Müslim, Tirmizi, Nesâi]
Âyetleri herkes kendine göre yorumladığı için 72 sapık mezhep meydana çıkmıştır. Peygamber efendimizin açıklamasına uyulsa idi, bu ayrılıklar olmazdı. Ayrılıklar, Peygamber efendimize uyulmamaktan ileri gelmektedir. Herkes Peygamber efendimizin açıklamasını esas alsa, ayrılık olmaz.
Tabibe hanım, (oruç kefareti diye bir şey yoktur) diyor. Ramazan orucunu, kasten bozana kefaret lazım geldiği din kitaplarının hepsinde yazılıdır. Kütüb-i sitte isimli meşhur altı hadis kitabından Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizi ve Nesâi’de mevcuttur. Hz. Ebu Hüreyrenin rivâyet ettiği hadis-i şerif şöyledir: Bir kimse, (Helak oldum ya Resulallah) dedi. Peygamber efendimiz, ne olduğunu sordu. O da Ramazan orucunu kasten bozduğunu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azad etmesini bildirdi. Kölesi olmadığını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da yapamıyacağını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi. Demek ki oruç kefareti varmış.
Yahudi ve Hıristiyanların da cennete gideceklerini söyleyen, altın yüzüğe cevaz veren, melekler rüzgarlardır diyen bir ilahiyat profesörünün oruçla ilgili bir yazısını gönderiyorum. Profesör diyor ki:
(Her ne kadar hadislerde hayzlı ve nifaslı kadınlar namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’ana dokunamaz deniyorsa da, namaz kılmasında, oruç tutmasında ve Kur’ana dokunmasında sakınca yoktur. Bu hadisler dinin ruhuna aykırıdır. Bir de kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabında, kasten orucu bozanlara, ceza olarak 61 gün oruç tutmaları gerektiği bildiriliyorsa da, bu da Kur’anın ruhuna, dinin temel prensiplerine aykırıdır. Çünkü ceza işlenen suça uygun olmalıdır. Bir gün oruç yiyene, 61 gün oruç tutturmak zulüm olur.) Bu ne biçim profesör?
CEVAP
Dinimizde delil dörttür: Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas-ı fukaha. Bir hüküm için bu delillere bakılır. Hem kütüb-i sittedeki hadislerde var diyor, hem de, bu hadisler dinin ruhuna aykırıdır diyor. Önce hadis dinde delil midir değil midir, bunu kasten bildirmiyor. Sonra bu hadisler uydurma mıdır, yoksa sahih midir? Bunları da kasten söylemiyor. Uydurma demesine imkân yok. Çünkü kütüb-i sitte denilen en kıymetli altı hadis kitabındaki hadisler, bütün âlimlerce sahihtir. Mezhepsiz olmayan bir kimse, bu kitaplardaki hadis-i şeriflere uydurma diyemez. Profesör açıkça, peygamber Kur’anın ruhuna aykırı konuşmuş demek istiyor. Zaten mezhepsizler, anlayamadığı hadis-i şeriflere, (Uydurma veya Kur’anın ruhuna aykırı) damgasını basarlar.
Profesör oruç tutmamakla, kasten orucu bozmayı birbirine karıştırıyor. Kefaret oruç tutmamanın cezası değildir. Orucu kasten bozmanın cezasıdır. Bir adamı yanlışlıkla öldürmekle, kasten öldürmenin cezası aynı olur mu? Hatta öldürmek niyetiyle kurşun sıksa, öldüremese bile, öldürmüş gibi ceza verilir. Ama kazaen öldürenin cezası hafiftir. Orucu kazaen bozmak ile, hiç niyet etmeden oruç tutmamak ve kasten niyetli orucu bozmak arasında çok fark vardır.
İmansızın cezası
Sanki profesör, Kur’anın ruhunu, dinin temel prensiplerini biliyormuş gibi konuşuyor. Şimdi bu zavallı profesöre soruyorum: Kur’an-ı kerimde, imanla ölenlerin yarın âhirette sonsuz olarak cennette, imansız ölenlerin ise cehennemde sonsuz olarak kalacağı bildirilmektedir. Bir kimse, 50 veya 100 yıl yaşıyor, yüz yıllık iyi işlerine karşı sonsuz olarak cennette kalıyor. Bir kimse de 100 yıl günahına ve küfrüne karşılık bin yıl, milyar yıl, trilyon yıl değil, sonsuz olarak cehennemde kalıyor. Bu dinin ruhuna aykırı olmadığına göre, orucu kasten bozmanın cezasının da 60 gün olması, dinin ruhuna aykırı olmaz. Bir gün orucu kasten bozmanın cezası 61 değil, 60 gündür. Bir gün de bozarak tutmadığı orucun kazasıdır.
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın hanımları da, yıllarca hayz ve nifas hali olmuştur, onlar namaz kılmamış, oruç tutmamıştır. Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram Kur’anın ruhuna aykırı mı hareket ediyorlardı? Hz. Aişe’nin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamıyan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)
Hadis-i şerifte, (Hayzlı Kur'andan birşey okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
14 asırdır gelen yüzlerce müctehidler ve âlimler, bu meseleleri bilememiş de, birkaç mezhepsiz bunların dinin ruhuna aykırı olduğunu nasıl söyleyebilir ki?
Bu ve benzeri çıkışlar, dini bozarak, yozlaştırarak yıkmak için yapılan sinsi bir oyundur. 14 asırdan beri din kitapları ne yazıyorsa onlara uymalı, türedilere itibar edilmemelidir.
Bir bayan kefaret orucu tutması gerekirse ne yapar? Biz 60 gün ardarda tutamayız ki menopozu mu bekleyeceğiz?
CEVAP
Bayanlar adet dönemlerinde oruç tutmaz, ondan sonra devam ederler. Menopozu beklemezler.
Gıybet edince, kan aldırınca, ihtilam olunca, orucu bozulmadığı hâlde, oruç bozuldu sanıp yiyip içen kimseye kefaret gerekir mi?
CEVAP
Evet. Yiyip içmek için zaruret yoktu. Bozuldu mu diye, bilen birine sormak gerekirdi.
5 gün kaza borcu ve kefaret borcu bulunan oruçlarını nasıl tutar, 65 günü ara vermeden tutması lazım mı?
CEVAP
Hayır 60 gün oruç tutar. Kalan beş günü de istediği zaman tutar. Yani aralıklı tutabilir. Ama 60 gün aralıklı olmaz peşpeşe olur.
Hastalığım artar diye orucumu bozdum. Ama artmadı. Kefaret mi gerekir?
CEVAP
Kefaret gerekir. Çünkü hastalık artmamış.
Oruçlu, bir anda çok tuz yese, kefaret gerekir mi?
CEVAP
Kaza gerekir. Az tuz yerse kefaret gerekir.
Oruç kefareti için 60 günlük parayı alan, 40 günlüğünü yese, 20 günlük parayı da başka fakire verse, kefaret parasını verenin bundan haberi olmasa, kefaret ödenmiş olur mu?
CEVAP
Başkasına da verebilirsin denmiş ise caiz.
Oruç kefaretini alan şahsın, ara vermeden yemesi mi lazım?
CEVAP
Oruçta ara verilmez, doyurmakta ara vermek caiz.
Önce kefarete sebep olan orucu kaza etmek caiz mi?
CEVAP
Önce kefareti, sonra kazasını yapar.
Ömürde bir kere kefaret tutmak lazım mı?
CEVAP
Hayır. Fakat ihtiyaten tutmak caizdir. Ancak (Kefaret tutmak gerekir) diye tutmak bidattir.
Kefaret orucu tutarken her gün için ayrı niyet lazım mı?
CEVAP
Ayrı niyet lazımdır.
İhtilam olunca, oruç bozuldu sanıp su içtim. Kaza mı lazım?
CEVAP
Kefaret lazımdır.
Kefaret orucu tutamayan kalb hastası ne yapar?
CEVAP
Devamlı hasta hükmündedir.
(İyi olursam kefaret orucu tutacağım) demek sahih mi?
CEVAP
Hayır.
Birkaç oruç kefaret borcum var idi. Son kefareti tuttum. Diğerlerine de niyet edince hepsini tutmuş sayılır mıyım?
CEVAP
Evet.
Kefaret orucu tutan bir kimse saatlerin geri alındığı günü saatte yanılıp imsak bittikten sonra orucu bozacak bir şey yapsa hükmü ne olur. Kefaret yeniden mi başlatılmalı?
CEVAP
Evet yeniden başlanır, eski oruçlar nafile olur.
Kaza ve kefaret orucunun yılını bilmeyen ne yapar?
CEVAP
Evvel kazaya kalmış olan diye niyet eder.
Ramazanda imsak bitmedi sanıyordum, ilişkide bulunduk. İmsakın bitmiş olduğunu sonradan öğrendim. Ama eşim imsak vaktinin bittiğini biliyormuş. Bize kaza mı kefaret mi gerekir?
CEVAP
Bilmediğin için sana kaza gerekir, eşiniz bildiği için ona kefaret gerekir.
Bir hoca, (Hanımı ile ilişkide bulunmak orucu bozmaz) dedi. İlişki orucu bozmaz mı?
CEVAP
Bunu bir hocanın söylemesi mümkün değildir. Muhakkak bir yanlış anlama vardır. Cahil bir kimse bile böyle şey söylemez. İlişkide bulunmak orucu bozar ve kefaret gerekir. (Dürer)
Şâfii mezhebinde, ilişkide bulunan erkeğe kefaret gerekir, hanıma ise kefaret gerekmez, fakat yine orucu bozulmuş olur, sadece kaza gerekir. (Tuhfe)
İlişkide kefaretin gerçekleşmesi için şu şartların bulunması gerekir:
1- Ramazan orucunu bozmuş olması gerekir. Ramazan orucunun kazasını tutarken veya başka oruç tutarken, bozana kefaret gerekmez.
2- Ramazan orucuna imsakten önce niyet etmiş olmalıdır. İmsakten sonra oruca niyet ederse veya hiç niyet etmeden ilişkide bulunursa, haram işlemiş olursa da, yalnız kaza gerekir.
3- Kasten ilişkide bulunmuş olmalıdır. Eğer unutarak ilişkide bulunmuşsa, kefaret gerekmediği gibi, oruç da bozulmuş olmaz, unutmak özür olur. Kefaret, orucu bozmanın değil, mübarek Ramazan-ı şerif ayının hürmet ve namus perdesini yırtmanın cezasıdır.
4- İlişki, imsak vaktinden sonra yani gündüz olmalıdır. Eğer imsak vaktine daha var zannı ile ilişkide bulunduktan sonra, imsak vaktinin geçmiş olduğunu anlarsa, kasten orucunu bozmadığı için sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez.
5- İlişkiden sonra oruç tutamayacak kadar hasta olan kimseye kefaret gerekmez. Bunun gibi bir kadın ilişkide bulunduktan sonra, hayz hali vuku bulursa, yine kefaret gerekmez.
6- Kefaret olması için, ikamet ettiği yerde orucunu kasten bozmuş olmalıdır. Eğer seferde iken bozarsa, kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir. Seferde oruç tutmayan, sonra kaza eder.
7- Karı-koca kendi arzuları ile ilişkide bulunmuş olmalıdır. Mülci ikrah ile zorlanırsa, kefaret gerekmez. İkrah, bir insanı, istemediği bir şeyi yapması için, haksız olarak zorlamak demektir. Birini zorlamanın ikrah olması için şu dört şart gerekir:
Zorlayan kimsenin, korkuttuğu şeyi yapabilecek kuvvette olması, zorlananın korkutulan şeyin muhakkak yapılacağını bilmesi, korkutulan şeyin, ölüm veya bir uzvun kesilmesi veya üzücü bir şey olması, zorlanan şeyin, yapılmaması gereken bir şey olması gerekir. (İbni Abidin, Dürer-ül-hükkâm)
Bazı kimseler de, masturbasyonun orucu bozmadığını, bazıları da bozduğunu ve kefaret gerektiğini söylüyorlar. Bunların ikisi de yanlıştır. Masturbasyonun orucu bozduğu, fakat sadece kaza gerektiği, Hindiyye, Bahr ve Dürr-ül-muhtâr ve diğer fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bir Ramazanda iki defa masturbasyon yapana kefaret de gerekir. Çünkü Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasıtla yine yaparsa, kefaret de gerekir
Seytanin Vesvesesi
"Vesvese ilka edip, Allah’ (c.c.) in zikrinden kaçan seytanin serrinden, narin Rabbi olan Allah (c.c.) a siginirim.." (Sûre-i Nas)
Abdulkadir Geylâni "Hennas beni âdemin kalbine musallat olan, domuz suretinde bir seytandir" demektedir.
Günyetüttalibin
Bu seytandan kurtulmanin çaresi Allah-u Teâlâ’yi çok çok zikretmektir. Mezkûr ayetin karsiligini teskil eden Hadis-i Serifte Peygamber (S.A.V.) Efendimiz. "Seytan ben-i âdemin kalbi üzerine yayilip onu yutar. Ta ki zikrullaha devam etmege baslandiginda kaçar. Zikir unutuldugu zaman tekrar kalbe yerlesmek ister. Ta ki bu hal. Zikrullahin nurû ile kalb nurlanip mutmain oluncaya kadar devam eder."
Allah (c.c.) Sure-i Rad’da "...Agâh olunuz ki Allah’ (c.c.) in zikriyle kalbler mutmain olur... müjdesini bizlere bildirmistir. Anlayan kullardan eylesin Rabbim bizleri. Amin.
Büyüklerden biri seytana dedi ki :
- Senin gibi mel’un olmak istiyorum, ne yapmam lâzim.
Seytan sevindi o zat’a cevap verdi
- Benim gibi olmak istersen, namaza ehemmiyet verme.
Açiktan iblis’e la’net edipde, gizlide ona itaat edenlerden olma. Ömer b. Abdül aziz (r.a.)
Allah’i unuttugun an yoldasin seytan olur.
Seytanin kalbe Mudahalesi:
Seytan Allah-u Teâlâ’nin yarattigi öyle bir yaratikdir ki, serri, kötülügü vaad eder. Çirkin (münker) seyleri emr eder. Nefsi bu gibi isleri yapmaga davet eder.
imam Gazâli (Ihyâyi ulûmid-din)
Seytan Allah-u Teâlâ’nin yarattigi öyle bir yaratikdir ki, serri, kötülügü vaad eder. Çirkin (münker) seyleri emr eder. Nefsi bu gibi isleri yapmaga davet eder.
Peygamber (S.A.V.) bir mübarek sözünde "...Vesvese de seytandan gelir ve serri davet eder, hakki tekzib eder ve hayirdan men’eder. Kalbinde bunu bulan, seytanin serrinden Allah’a siginsin" buyurdu ve sonra "Seytan fâkirlik ile korkutur ve fuhsiyat (kötü isler ve ameller) ile emr eder" meâlindeki âyet-i celileyi okumustur. Ibn-i Mes’ud (Tirmizi ve Nesei)
Insan sehvet ve gazaba uyarsa, istekleri vasitasiyla seytanin istilâsma ugrar. Kalb seytana yataklik yapar. Zira hevâ (istek) seytanin barinagidir. Allah (c.c.) niuhafaza buyursun. Amin.
Resul-i Ekrem (S.A.V.) "Sizden her birinizin bir seytani vardir. Evet, benim de seytanim var, fakat Allah-u Teâlâ bana yardim etti ve seytanini müslüman oldu, bana yalniz iyiligi emr eder" buyurdu. Ibn-i Mes’ud (Müslim)
Nefsâni arzulara uyularak dünya sevgisi kalbe galebe çalarsa, seytan vesvese için çare bulmus olur.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Seytan, insan oglunun çesitli yollarinda oturur. Önce Islâm yolu üzerinde durur ve (Ananin, babanin dinini terk edip müslüman mi olmak istersin?" der. [ kandiramaz ise] ...hicret yolu üzerine oturur... sonra cihad yolu üzerine oturur... Insan bunu da dinlemez ve mücahedesini yapar. Kim bu sekilde hareket ederek ölürse, Allah-u Teâlâ’nin Cerinetini hak etmis olur." buyururdu. Sübre b. Ebi Fâkih (Nesei)
Seytanin hilelerinden biri de serri-hayir gibi. kötülügü-iyilikmis gibi göstermeye çalismaktir.
Allah-u Teâlâ Kur’an-i Kerîm’in bir çak Yerinde Seytan’in düsmanligindan bizlere haber vermistir.
"Süphesiz, seytan, sizin için büyük bir düsmandir. Siz de onu düsman taniyin..." Fatir Sûresi: A. 6
"Ey Âdem ogullari, seytana tapmayin. O size apaçik bir düsmandir diye size bildirmedim mi?" Yâsin Sûesi; A. 60
"Allah’tan korkanlar kendilerine seytan’dan bir vesvese ilistigi zaman, düsünürler de derhal basiretlerine sahip olurlar." (A’raf S. A. 201)
"Eger seytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sigin..." A’raf S. A. 200
"Seytanlarin kardeslerine (insanlardan) gelince: Onlari seytan sapikliga sürükler ve yakalarini birakmazlar." (A’raf S. A. 202)
Iblis, Isa (a.s.) a gözükerek onu sehâdete davet etti. Isa (a.s.) cevaben "Bu söz hak sözdür. Fakat senin emrinle ben bunu süylemem." Onun böyle bir hayir tavsiyesi altinda bir mel’âneti oldugunu bilirdi.
Seytan’dan asla kurtulus yoktur. Ancak onu uzaklastirmak ve zayiflatmak mümkündür.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Yolculukta insan, devesini zayiflattigi gibi, mü’minde seytanini zayiflatabilir." buyurdu. Ebû Hüreyre
Ibn Mes’ud "Mü’minin seytani zayiftir"
Kays B. Haccac "Seytanini bana
- senin yanina geldigim zaman besili hayvanlar gibi idim. Simdi kus kadar kalmadim. - dedi. Neden? sualime:
- Zikrullah ile beni erittin - dedi."
Bilmis ol ki, kalb bir kal’a, seytan da kal’aya girmek isteyen bir düsman gibidir.
Kalbi seytanin vesveselerinden korumak borç ve herkese "farz-i ayn"dir. Sehvet ve gazap seytanin giris yollaridir.
Câhil sofu, seytanin maskarasidir. Issize (bos gezene) seytan is bulur. Insan seytan gibidir, fakat insana benzer seytan yoktur.
Bos karin seytanin zindanidir. Çünkü ekmek derdi onun hîlesine, düzenine manidir. MEVLÂNA
Seytanin kalbe giris yollari
1) Serri - hayir gibi göstermek,
2) Kötülügü - iyilik gibi göstermek,
3) Harami - helâl gibi göstermek,
4) Mekruh’u - mübah gibi göstermek,
5) Sehvet ve Gazapli anlarinda insanlari aldatmak,
6) Hased ve hirs: Kul bir seye haris oldumu artik hakki görmekten kör ve hakikati duymaktan sagir olur.
7) Helâl bile olsa - doyasiya fazla yemektir. Zira insan fazla yeyince sehveti artan. Sehvet ise seytan’in silahidir.
8) Dünya süsüne tama’ etmek, arzu duymak. Öyle ki âdeta tama’ ettigi sey onun ma’budu olur,
9) Âdem ogluna islerinde acelecilik ettigi zamanlarda ona vesvese vermek.
Resûl-i Ekrem "Acele seytandan teenni ise Allah’tandir." buyurdu. Sehl b. Sa’d (Tirmizi)
10) Cimrilik ve yoksulluk korkusu vermek,
11) Mezhep taassubu ile hasimlara kin tutmak, onlari küçümsemek ve hakaretle bakmaktir.
Bir imâmin mezhebinden oldugunu iddia edip onun ahlâki ile ahlâklanmayanin kiyamet gününde hasmi o imamdir.
12) Allah (c.c.) in zat ve sifatlari hakkinda akillarinin almadigi meselelerde düsünceye sevk edip, süpheye düsürmek. Dinini zayiflatmak,
13) Seytanin kalbe giris kapilarindan biride sû’i zan (kötü zan) dir.
Seytaninin serrinden Allaha siginmak:
Muhammed b. Vasi her sabah namazini müteâkib söyle dua ederdi: "Allah’im, sen bize bir düsman musallat ettin ki, o ve mahiyeti bizi ve kusurlarimizi görür, fakat biz onu göremeyiz. Allah’im onu rahmetinden mahrum ettigin gibi bizden de mahrum et; afvindan ümidini kestirdigin gibi, bizden de ümidini kestir, rahmetinle onun arasini uzaklastirdigin gibi, bizimle de onun arasini uzaklastir. Zira muhakkak ki, senin gücün her seye yeter, sen her seye kaadirsin."
Iblis’in Peygamber Efendimi Ile Konusmasi:
Seceret-ül Kevn’den (Muhîddin-i Arabî) îbni Abbas (R.A.) den naklen Muaz bin Cebel rivayet ediyor;
Bir gün Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz Hz. Eyyüb El-Ensarî’nin evinde ashabi ile sohbet ederlerken, disaridan:
- Ya Rasülullah! Görülecek, halledilecek bir isim var. Halli için içeriye girmeme müsaade buyurur musunuz? diye bir ses geldi. Bu sesi isiten Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz ashaba dönerek:
- Bu sesin sahibinin kim oldugunu biliyor musunuz
- Allah ve Rasülü en iyi bilendir. Sesin sahibinin kim oldugunu bilmiyoruz ya Rasûlullah! dediler. Efendimiz:
- O, melûn îblîs’tir Allah’in laneti O’nun üzerine olsun, buyurunca
Hz. Ömer (R.A.) hemen yerinden firlayarak:
Ya Rasûlullah! izin veriniz. O’nu hemen öldüreyim, dedi.
- Dur ya Ömer! Bilmez misin ki
O’na belli hir vakte kadar mühlet verilmistir. Buna kimse muktedir degildir. Öldürmeyi aklindan çikar, dedikten sonra söyle buyurdu:
- Kapiyi açin, gelsin. O, buraya gelmek için emir almistir. Söyleyecegi sözleri iyice anlamaya çalisiniz’.
Rasûlüllah’in izni üzerine açilan kapidan melun îblîs içeri girdi. Gözleri yukari dogru açilmis, kafasi büyük bir fil kafasi gibi. sasi, köse bir ihtiyar görünümünde. îblîs:
- Selam sana ya Muhammedi Selam size ey Peygamber ashabi! diye selam verdi. Iblîs’in selamini kimse almadi. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
- Selam Allah’indir ey mel’un! buyurarak, bize niçin geldin ya laîn? diye sordu.
Iblis:
- Ben de buraya gelmekten çok rahatsiz oldum. Allah-u Teala’nin, bir melekle; "Habibim Muhammed’e (S.A.V.) zeliline bir sekilde gidecek ve insanlari nasil aldattigini anlatacaksin. Sana ne sorulursa dogru cevap vereceksin seklindeki emri üzerine buraya geldim." dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz.
- Ya mel’un! Söyle bakalim. insanlar arasinda en çok sevmedigin kimdir? diye sordu, îblîs:
- Sensin ya Muhammedi diye cevap verdi. Rasülüllah:
- Benden sonra en çok kimleri sevmezsin? diye sordu, îblîs:
- Adil devlet reislerini, ilmiyle amel eden alimi, Varligim Allah yoluna adayan müttakî genci.
Sabirli olan fakiri ki, ihtiyacim üç gün üst üste hiç kimseye anlatmaz, halinden kimseye sikayet etmez. Sükreden zengini ki, kazanci helal yoldandir ve Allah rizasi için harcar ,fakir ve yetimleri korur.
Kur’ân-i hifzederek onunla amel edeni ve bes vakit Allah (c.c.) rizasi için ezan okuyan .müezzini, Dinine bagli, daima abdestli olan zahidi ve kendini haramdan sakinan merhametli kalb sahi-bini; Helal yiyip cömert olan kisiyi ve Hakk için tevazu edip, ahlaki güzel olani; Herkes uyurken gece kalkip namaz kilani; Allah (c.c.) için sevisen iki genci, Cemaatle namaz kilmaya çok istek ve dikkatli mü’mini kalbinde bir sey olmaksizin arkadaslarina nasihat verip, Allah’in (c.c.) tekeffül ettigini tasdik edeni; Ihlasli ve tesettüre riayet eden kadinlara yardimci olan kimseyi; ölüm her an gelecekmis gibi hazirlik yapan müslümani hiç sevmem. Bunlar benim can düsmanlarimdir, diye cevap verdi.
Resülullah (S,A.V.) Efendimiz ile îblis arasinda su konusma geçti:
- Ümmetim tadil-i erkan üzere namazini eda etse nasil olursun?
- Beni bir sitma tutar, tir tir titrerim. Kul Allah için secde ettikçe bir derece yükselir.
- Peki, oruç tuttuklari zaman?
- Elim, ayagim baglanir. Ta onla iftar edinceye kadar.
- Kur’an okuduklari zaman?
- Eririm. Suda eriyen tuz, ’Ateste eriyen kursun gibi.
- Hacc etseler?
- Boynuma bir zincir vurulur.
- Sadaka verdikleri zaman nasil olursun?
- Iste o zaman halim çok kötü olur. Sanki sadaka veren basimdan asagiya beni ikiye böler.
Zira sadakada su hasletler vardir;
Sadaka verenin mali bereketlenir. Allah-u Teala sadakalarim cehennemle arasinda perde yapar, her türlü belâ sikinti ve üzüntüleri ondan giderir, dualari makbul olur, Kiyamet günü hayirlari mizanda agir gelir.
Iblîs’in bu sözlerinden sonra Resülüllah (S.A.V.) Efendimiz, ona sira ile su sorulan sordu.
- Ya mel’un! Beraber oturdugun arkadasin kimlerdir?
- Faiz yiyenler.
- Dostlarin kimlerdir?
- Zina edenler, yalan söyleyenler.
- Yatak arkadaslarin ve hizmetçilerin kimlerdir?
- Içki içenler, sarhoslar.
- Misafirlerin kimlerdir?
- Hirsizlar.
- Elçîn ve habercilerin kimlerdir?
- Sihirbazlar. .
- Gözünün nuru nedir?
- Talak’a (Karisini bosamak için) yemin edenler.
- Sevgililerin kimlerdir?
- Cuma namazini terkedenler.
- Hazinedarin?
- Zekat vermeyenler.
- Peki, ya lain, senin kalbini ne kirar?
- Allah rizasi için cihada giden atlarin kisnemesi.
- Senin cismim ne eritir?
- Günahlarina tövbe edenlerin tövbesi.
- Cigerini parçalayan nedir?
- Gece ve gündüz Allah’a çokça yapilan istigfar.
- Peki, yüzünü ne kara eder?
- Gizlice verilen sadaka.
- Gözünü kör eden?
- Teheccüd (gece) namazi.
- Basim egdiren?
- Çokça cemaatle kilinan namaz ve sana devamli getirilen salavat.
- Sana göre insanlarin en sevimli-si kimdir?
- Namazlarim bilerek kasden birakanlar.
- Sana göre insanlarin en sakîsi kimdir?
- Cömertler.
- Seni isinden ne alikoyar?
- Alimlerin meclisleri.
- Ebu Bekir için ne dersin?
- Cahiliyyet devrinde bile bana itaat etmeyen O. Islam’a girdikten sonra mi itaat edip yalan söyleyecek?
- Peki Ömer için ne dersin?
- Her gördügüm yerde ondan kaçarim.
- Peki Osman için?
- O’ndan pek çok utanirim.
- Peki ya Ali için ne dersin?
- O’nunla basa çikamam! Beni kendi basima biraksa. Ben de O’nu biraksam. Ama O beni birakmaz.
Resülüllah (S.A.V.) Iblîs’in bu sözlerinden sonra söyle buyurdu.
- Allah’a hamdolsun. Ey sakî Ümmetimin saadete kavusmasi için ahiretine hazirlanmasini sagladin.
Bunun üzerine Iblîs de söyle dedi:
- Ya Muhammedi Ümmetinin saadeti için nasil ferah durursun? Ben o belli vakte kadar sag kald?kça, onlarin kan damarlarinda dolasir, vesvese veririm. Beni yaratan Allah’a yemin ederim, ki, onlarin alim ve cahillerim, abid ve tacirlerini velhasil hepsini azdiririm. Yalniz Allah’in salih kullari müstesna. Iste onlari azdiramam.
Rasülüllah (S.A.V.) Efendimiz:
- Sana göre bu salih kullar kimlerdir. Ya Lain? diye sorunca Iblîs;
- O salih kul ki mal ve parayi sevmez, medhedilmekten hoslanmaz, hemen onu birakir, kaçarim. Bir kimse ki mali, parayi ve övülmeyi sever, kalbi dünya arzularina baglidir. Iste o benim en itaatkar dostumdur.
Sonra benim yetmisbin tane çocugum vardir. Onlarin her birini bir yere tayin etmisimdir. Her çocugumun da yetmisbin tane seytani vardir.
Onlarin bir kismim ülemaya, bir kismim mesayiha, bir kismim ihtiyar kadinlara musallat etdim. Bir kismim gençlere ve çocuklara gönderdim. Gençlerle aramiz gayet iyidir. Çocuklarla da bizimkilerin istedikleri gibi oynarlar. Bir kismini da âbid ve zahidlere yolladim. Her taraflarindan hücum ederler. Öyle bir hale gelirler ki, baslarlar, çesitli sebeplerden herhangi birine sövmeye. Iste böylece ihlaslari gider. Yaptiklari ibadetleri ihlassiz olur. Fakat bu durumlarinin farkinda olamazlar.
Rasûlallah (S.A.V.) ile iblis arasindaki konusma söyle devam etti:
- Rabbinden neler taleb ettin?
- On sey taleb ettim.
- Nedir o taleb ettiklerin ey mel’ ün?
- Sunlardir: Birincisi, Allah’tan beni, Adem ogullarinin malina ve evladina ortak etmesin! diledim. Bu ortaklik talebimi yerine getirdi. Ki bu (Onlarin mallarina ve çocuklarina ortak ol. Onlara vaad et. Halbuki seytan onlara aldatistan baska ne vaad eder "îsra: 64") ayet-i celîlesi ile sabittir.
Besmelesiz kesilen her hayvanin etinden, faiz ve haram karisan her yemekten yerim. Seytandan, Allah’a siginilmayan malin da ortagiyim. Öyle ki, cinsî münasebet aninda besmele çekmeyip seytandan Allah’a siginmayan kimse ile birlikte, hanimi ile birlesirim. Ve o birlesmeden hâsil olan çocuk bize itaat eder, sözümüzü dinler.
Her kim hayvana (veya vasitaya) binerken haram yola gitmeyi isteyerek binerse ben de onunla beraber binerim. Ona yol arkadasi olurum. Bu da ayet ile sabittir. Allah-u Teala bana su emri verdi: "Onlar üzerine suvalilerinle, piyadelerinle yaygara çikart. -îsra: 64-"
Kendime kardesler istedim. Bana mallarim israf edenlerle, ma’siyet yoluna para harcayanlari verdi.
Bu da su ayet-i celîle ile sabittir. "Çünkü (mallarini) saçip savuranlar seytanlarin kardesleri olmuslardir. Seytan ise Rabbine (karsi) çok nankördür.")
Ben Adem ogullarini görebileyim, fakat onlar beni görmesinler diye, diledim. Allah kabul etti.
Bunun üzerine Resülülah (S.A.V.) söyle buyurdu.
- Eger bu söylediklerin! Allah’in (c.c.) Kitabindaki ayetlerle isbat etmeseydin seni tasdiklemezdim.
Ya Muhammedi Ben hiç kimseyi azdirmaya, delalete düsürmeye kadir degilim. Ancak vesvese vererek kötü bir seyi güzel gösterebilirim. Eger delalete düsürmeye imkanim olsaydi, dünyada Allah’a ve Peygamberlerine inanan hiç bir insan birakmaz, hepsin! delalete ve küfre sürüklerdim.
Nasil ki, sen de, hidayete kadir degilsin. Zira Sen ancak Allah’in Rasülüsün ve teblige memursun. Sayet hidayet elinde olsaydi yeryüzünde tek kafir birakmazdin.
Sen, Allah’in mü’min kullari için bir hüccetsin... Ben de, kendisi için ezelde sekavet yazilan kimselere bir sebebim.
Hidayet de, dalalet de ancak Allah’ tandir.
Seytan onlara vaad eder, olmayacak kuruntulara ve ümidlere düsürür. Fakat seytan onlara kuru bir aldatmadan baska ne vaad eder?
Iste onlarin (aldananlarin) varacaklari yer cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer de bulamayacaklardir. Nisa Süresi Ayet: 120-21
Kur’an okudugun vakit, o kovulmus seytandan. Allah’a sigin.
Hakikat su ki iman edipte Rableri-ne tevekkül edenler üzerinde o seytanin herhangibir hakimiyeti yoktur.
Onun hakimiyeti ancak, kendisini dost edinenlere ve Allah’a ortak kosanlaradir. Nahl Süresi: Ayet 98-99-100
Iblis’in Peygamber Efendimize söyledigi Hakikatler:
Iblis’in Peygamber Efendimize söyledigi Hakikatler.
Veheb Ibn-i Münebbih (r.a.) rivayet ediyor. Allah Teâlâ (c.c.) seytana emir buyurmuslar. Git! Hz. Muhammed (S.A.V.) nin soracaklarina cevap ver. Iblis eli asali bir ihtiyar kiliginda Peygamber Efendimize gelir.
Peygamber Efendimizle arasinda asagidaki mükâlemeler geçer.
- Sen kimsin?
- Ben Iblisim.
- Ne lçin geldin?
- Allah’in emri ile soracaklarina cevap verecegim.
- Ya mel’un, ümmetimden kaç düsmanin var.
- Onbes düsmanim var.
1. Sensin,
2. Adaletle is gören hükümdar,
3. Alçak gönüllü cömert, zenginler.
4. Ticaretinde dogru olanlar.
5. Allah’tan korkan alimler (ehl-i takva sahipleri).
6. Nasihatle herkese hayir isteyen müminler.
7. Kalbi merhametli müminler.
8. Tevbe edip, tevbesinde sebat edenler.
9. Haramdan sakinanlar.
10. Daima abdestli bulunanlar.
11. Her zaman çokça sadaka verenler.
12. Insanlarla iyi geçinen, güzel (halim) huylu kimseler.
13. Insanlara faydali olanlar.
14. Kur’an-i çok okuyanlar ve Allah’i devamli zikredenler.
15. Gecelerde insanlar uyurken kalkip namaz kilan ve ibadet edenler.
Resulullah Efendimiz tekrar sorar.
- Ümmetimden senin yoldaslarin kimlerdir.
- Zalim hükümdar, kibirli zenginler, hain ticaret ve sanat erbabi, içki içenler, giybet yapanlar. Zina yapanlar, yetim mali yiyenler, namazi kilmayip terk edenler, zekat vermeyenler, bos kuruntular yapanlar benim yoldaslarimdir.
Seytanin hileleri hakkinda Bir Hâdis:
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) buyurur. "Iblis yeryüzüne indigi zaman Allah-u Teâlâ’ya:
- Yâ Rab, beni kovdun ve yeryüzüne gönderdin. O halde bana bir mesken ver, dedi.
Allah-u Teâlâ:
- Meskenin hamamdir buyurdu.
- Bana oturacagim bir toplanti yeri ver.
- Toplanti yerin sokak baslari ile çarsi ve pazarlardir.
- Bana yemek ver.
- Yemegin, Besmelesiz yenen yemeklerdir.
- Bana içecek ver.
- Keyif veren her içki senin içecegindir.
- Bana bir dellâl ver.
- Bütün çalgilar senin dellâlindir.
- Bana okunacak bir sey ver.
- Siirler senin okuyacagin seylerdir.
- Benim de hadisim, sözlerim olsun.
- Senin sözlerinde yalanlardir.
- Bana av âletleri ve tuzaklar ver.
- Senin tuzaklarin kadinlardir, Hz. Aise (R.A.) diyor ki: Resûl-i Ekre (S.A.V.) "Seytan birinize gider hulûl eder ve vesvese yolu ile:
- Seni kim yaratti, diye sorar. Adam:
Seytan ise ona:
- Allah (c.c.) yaratti, diye cevap verir.
- Ya Allah (c,c.) i kim yaratti? der. Sizde biriniz böyle bir suâl ile karsilasinca, Allah ve Resulüne imân ettim,
desin, Zira bu, o vesveseyi giderir" buyurdu. Ebû Hüreyre (Buhari, Müslim)
Musa (a.s.)’in Seytanla Olan Hikâyesi:
Musa (a.s.)’in Seytanla Olan Hikâyesi ni anlatir
Bir Rivayet’de Iblis Musa (a.s.) mülâki oldu ve:
- Ya Musâ, sen Allah-u Teâlâ’nin risâletle seçtigi bir peygambersin. Benim durumum sence mâlum. Tevbe etmek isterim. Benim için sefaatci ol. der.
Tûr-i Sinâ’da Allah (c.c.) ile mukâlemesinden dönerken, kendisine Allah-u Teâlâ
- Emanetini yerine getir. buyurur. Musâ (a.s.) meseleyi anlatir. Allah-u Teâlâ
- Âdem’in kabrine secde etsin, dilegini yerine getireyim ve tevbesini kabul edeyim, buyurur.
Musa (a.s.) vaziyeti Iblis’e anlatinca,
- Ben onun dirisine secde etmedim, ölüsüne secde edermiyim? diye böbürlenip kibirlendi ve kizdi. Sonra Musâ (a.s.) a
- Sen ki benim için çalistin, bana hakkin geçti. Üç yerde beni hatirla. Zira o zamanlar sen en zayif ve ben de en güçlü olurum. Insan oglunun kalbini feth eder ve kendime uydururum.
Birincisi kizdigin zaman. O zaman ruhum kalbinde, gözüm gözünde, ve kanin damarda cereyâni gibi vücuduna dahil olurum. Insan kizdigi zaman nefsini körüklerim, artik ne yaptigini bilmez olur.
Ikincisi cihad zamanlarinda beni 1iatirla. O zamanda ben mü’minlere yanasir; karisini çocugunu geride biraktiklarini hatirlatir ve onu ihlâsla cihâd’den soguturum.
Üçüncü de mahremin olmayan kadinlarla yalniz kalinca. Sakin ola yalniz kalma. Ben arada elçilik yapar ve mutlaka fitneyi ve sehveti uyandiririm.
Denildi ki: Velilerden biri seytan’a
- Âdemogluna nasil galip olur onu saptirirsin, diye sorar. Seytan cevaben.
- Kizdigi, hevâ-i nefsinin galeyana geldigi zaman. Zira keyfi oldumu kalbine, kizdigi zaman basina (aklina) girerim.
Resul-i Ekrem "Bir sey’i (çok) sevmen, seni ktir ve sagir ederii buyurmustur.
Sevdigimiz seye dikkat edelim. Seytana degil, Allah (c.c.) a sevgi ile (seytana karsi) kör ve sagir olalim.
Seytanin en büyük oyunu, müslümana günahini göstermemek ve tevbe ettirmemektir.
Su iki haslet seytani çok kizdirir! Seytanin vesveselerine aldirmamak, Allah (c.c.) in zati hakkinda tefekkürü terketmek. Sakik-i Belhi
Kalbin Tedavi Yollari:
Bilmis ol ki kalbi korumanin çaresi seytanin giris yollarini bilmek, bu huylardan temizlemek Allah’i anmak. Bu onu kalbe ugramaktan alikor. Zira gerçek zikir, ancak kalbi takvâ ile tamir ettikten ve kalbi kötü sifatlardan temizledikten sonra kalbde yerlesir ve ulasilmaz bir kal’a olur. Ebû Hüreyre (R.A.) anlatiyor. Bir gün bir mü’minin seytâni ile bir kâfirin, seytâni karsilasirlar. Kâfirin seytâni yag’ li, semiz, parlak ve temizdir. Mü’minin seytâni ise zayif, pis, kirli ve çiplaktir. Kâfirin seytâni, mü’minin seytânina; - Bu ne hâl? diye sorar. Mü’minin seytâni; - Ne yapayim, bir adama düstüm ki adam yiyecegi zaman (Besmele’yi) olur, ben aç kalirim, içecegi zaman okur, susuz kalirim. Giyinirken okur, çiplak kalirim. Temizlendigi zaman (Besmele) ile temizlenir, pis kalirim. dedi. -- Ben de öyle birine düstüm ki: Hiç (Besmele) getirmez. Ben de onun yiyecegine, içecegine giyecegine velhâsil herseyine ortak olurum, dedi
Domuz Eti Niçin Haramdır..
İMTAHANIN GEREĞİ:
BİR ŞEYİN HELAL VEYA HARAM OLMASI. ALLAHIN EMRİNE TABİDİR.ALLAH BİRŞEYE HELAL DERSE HELAL.
HARAM DERSE HARAM OLUR.YANİ DİN BİR İMTAHANDIR. İNSANLARA YAPILAN BİR TEKLİFTİR.
CENABI HAK CENNETE LAYIK BİR DURUMA GETİRMEK İÇİN. İNSANLARI İMTAHANA TABİ TUTUYOR.
BU SEBEPLE. BAZI EMİR VE YASAKLAR KOYMUŞTUR.ESAS OLANDA BU EMİR VE YASAKLARA UYMAKTIR.
BU PRENSİPLERİN GEREK İNSANIN ŞAHSİ HAYATINA . GEREKSE CEMİYET HAYATINA PEK ÇOK FAYDALARI VARDIR.
DOLAYISIYLA BUNLAR . O EMİR VE YASAĞA DAHA ŞUURLU OLARAK RİAYET ETMEMİZİ SAĞLIYOR.
DİNİMİZİN YASAKLADIĞI HUSUSLARDAN BİRİSİ DE DOMUZ ETİDİR.BU YASKLAMANIN. PEK ÇOK HİKMETİ VARDIR.
BİZ BURADA SADECE BİRKAÇINA İŞARET ETMEYE ÇALIŞACAĞIZ.
ZEHİRLİ MADDELER :
DOMUZ ETİ ÇOK YAĞLIDIR.YENİLDİĞİ TAKTİRDE BU YAĞ KANA GEÇER.
BÖYLECE KAN YAĞ TANECİKLERİYLE DOLMUŞ OLUR.KANDAKİ BU FAZLA MİKTARDAKİ YAĞ ATAR DAMARLARIN
SERTLEŞMESİNE TANSİYON YÜKSELMESİNE VE KALP İNFARKTÜSÜNE SEBEP OLUR.
AYRICA DOMUZ YAĞI İÇERİSİNDE SUTOKSİN DENİLEN ZEHİRLİ MADDELER MEVCUTTUR.VÜCUDA GİREN BU
ZEHİRLİ MADDELERİN DIŞARI ATILAMASI İÇİN . LENF BEZLERİNİN FAZLA ÇALIŞMALARI İCAB EDER.BU DURUM
BİLHASSA ÇOCUKLARDA LENF DÜĞÜMLERİNİN İLTAHAPLANMASI VE ŞİŞMESİ ŞEKLİNDE KENDİNİ GÖSTERİR.
HASTA ÇOCUĞUN BOĞAZ BÖLGESİ ANORMAL BİR ŞEKİLDE ŞİŞEREK ADETA DOMUZA BENZER.BU SEBEPLE BU
HASTALIĞA DOMUZ HASTALIĞI (SKROFULOZ) ADI VERİLİR .
HASTALIĞIN İLERLEMESİ HALİNDE BÜTÜN LENF BEZLERİ CERAHATLANARAK ŞİŞER.ATEŞ YÜKSELİR , AĞRI BAŞLAR
VE TEHLİKELİ BİR DURUM ORTAYA ÇIKAR.
FAZLA MİKTARDA KÜKÜRT:
DOMUZ ETİNDE BOL MİKTARDA BULUNAN SÜMÜKSÜ BAĞ DOKUSU KÜKÜRT YÖNÜNDEN ÇOK ZENGİNDİR.BU SAYADE VÜCUDA
FAZLA MİKTARDA KÜKÜRT ALINMIŞ OLUR.BU FAZLALIKSA; KIKIRDAK , KAS VE SİNİRLERE OTURARAK EKLEMLERDE
İLTAHAPLANMA , K,REÇLENME VE BEL FITIĞI GİBİ HASTALIKLARA YOLAÇAR.
DOMUZ ETİ DEVAMLI YENİLİRSE VÜCUTTAKİ SERT KIKIRDAK MADDESİNİN YERİNİ, DOMUZDAN GEÇEN
BAĞ DOKUSU ALIR.BUNUN SONUCU OLARAK, KIKIRDAK YUMUŞAR; VÜCUT AĞILIĞINA TAHAMMÜL EDEMEYEREK
ALTINDA EZİLİR.BÖYLECE, EKLEMLERDE BOZULMALAR MEYDANA GELİR.
DOMUZ ETİ YİYENLERİN ELLERİ PELTELEŞİR, YAĞ TABAKALARI TEŞEKKÜL EDER.
MESELA YİYEN KİMSE SPORCUYSA; TEMBEL VE AZ HAREKETLİ OLUR.BAZI FUTBOLCULAR BU SEBEPLE MESLEKLERİNDEN
OLMUŞLARDIR.
AŞIRI BÜYÜME:
DOMUZDA, BÜYÜME HORMONUDA ÇOK FAZLADIR.
DOĞDUĞU ZAMAN 600-700 VEYA DAHA FAZLA GRAM OLAN DOMUZ YAVRUSU 6 AYDA 100 KİLOYA ERİŞİR.
BU KADAR SÜRATLİ GELİŞME , BÜYÜME HORMONUNUN FAZLALIĞI SEBEBİYLEDİR.
DOMUZ ETİYLE FAZLA MİKTARDA ALINAN BÜYÜME HORMONU VÜCUTTA DOKU ŞİŞLİKLERİNE VE İLTAHAPLANMALARA
YOL AÇAR.BURUN,ÇENE, EL VE AYAK KEMİKLERİNİN ANORMAL ŞEKİLDE BÜYÜMESİNE VE VÜCUDUN AŞIRI BİR ŞEKİLDE
YAĞLANMASINA SEBEP OLUR.
BÜYÜME HORMONUNUN EN ETKİLİ YÖNÜ, KANSERİN GELİŞMESİNE ZEMİN HAZIRLAMASIDIR.
NİTEKİM DOMUZ KESİM İŞİYLE UĞRAŞANLAR, ERKEK DOMUZLARIN BELLİ BİR YAŞTAN SONRA MUTLAKA ''KANSERE ''
YAKALANDIKLARINI BİLİMSEL VE KİŞİSEL VERİLERLE İFADE EDERLER.
DERİ HASTALIKLARI:
DOMUZ ETİNİN İHTİVA ETTİĞİ HİSTAMİN VE İMTİDAZOL DENİLEN MADDELER ,
DERİDE KAŞINTI HİSSİ UYANDIRIR.EKZAMA , DERMATİT, NÖRODERMATİT GİBİ İLTİHABİ DERİ HASTALIKLARINA
ZEMİN HAZIRLAR.
BU MADDELER AYRICA; KAN ÇIBANI , APANDİSİT, SAFRA YOLLARI HASTALIKLARI, TOPLAR DAMAR İLTİHAPLARI
GİBİ HASTALIKLARA YAKALANMA İHTİMALİNİ ARTTIRIR.BU SEBEPLE DOKTORLAR, KALP HASTALARINA KESİNLİKLE
DOMUZ ETİ YEMEMELERİNİ KESİNLİKLE TAVSİYE EDERLER.
DOMUZ ETİ VE TRİŞİN:
DOMUZ ETİ İLE İNSANA BULAŞAN TEHLİKELİ HASTALIKLARDAN BİRİSİ DE TRİŞİN HASTALIĞIDIR.DOMUZLAR
BU HASTALIĞI TRİŞİNLİ FARE VEYA TRİŞİNLİ DOMUZ ETİ İLE BESLENMEKLE ALIRLAR.FAKAT TRİŞİN,
DOMUZLARDA AĞIR BİR HASTALIK YAPMAZ.HALBUKİ İNSANLARDA , ÇOK TEHLİKELİ VE ÖLDÜRÜCÜ BİR HASTALIK
MEYDANA GETİRİR.
DOMUZ ETİYLE ALINAN TRİŞİN KURTÇUKLAR , MİDE-BARSAK YOLUYLA KANA GEÇER . BÖYLECE DE , BÜTÜN
VÜCUDA YAYILIRLAR.TRİŞİN KURTÇUKLARI ÖZELLİKLE ÇENE , DİL, BOYUN, YUTAK VE GÖĞÜS BÖLGELERİNDEKİ KAS
DOKULARINA YERLEŞİRLER.ÇİĞNEME, KONUŞMA VE YUTMA ADALELERİNDE FELÇLER MEYDANA GETİRLER.YİNE KAN
DAMARLARINDA TIKANIKLIĞA , MENENJİT VE BEYİN İLTİHABINA SEBEP OLURLAR.BAZI AĞIR VAKALAR ÖLÜMLE
SONUÇLANIR.BU HASTALIĞIN EN KÖTÜ TARAFLARINDAN BİRİSİ DE KESİN BİR TEDEVİ ŞEKLİNİN OLMAMASIDIR.
TRİŞİN HASTALARI BİLHASSA AVRUPA VE HRİSTİYAN ÜLKELERİNDE AŞIRI BİR ŞEKİLDE YAYGINDIR.SIKI
VETERİNER KONTROLLERİ YAPILMASINA RAĞMEN , İSVEÇ, İNGİLTERE, POLONYADA TRİŞİN SALGINLARI FAZLA
MİKTARDA GÖRÜLMEKTEDİR.
YURDUMUZDA VE İSLAM ÜLKELERİNDE YERLİ HRİSTİYANLARIN DIŞINDA HİÇ BİR MÜSLÜMANDA TRİŞİN
HASTALIĞI GÖRÜLMEMİŞTİR.ÇÜNKÜ ÜLKEMİZDE VEDE İSLAM TOPRAKLARINDA, HRİSTİYANLAR DIŞINDA KİMSE
DOMUZ ETİ YEMEMEKTEDİR.
GIDALAR VE İNSAN MİZACI:
İNSAN VE HAYVANLAR YEDİKLERİ GIDALRIN AZ-ÇOK TESİRİNDE KALIRLAR.MESELA ,KÖPEK,ARSLAN GİBİ
ET YİYEN HAYVANLARIN YIRTICI;KOYUN,KEÇİ,DEVE GİBİ OT İLE BESLENEN HAYVANLARINSA DAHA UYSAL VE
YUMUŞAK HUYLU OLDUKLARI MALUMDUR.
BU DURUM,İNSANLAR İÇİNDE GEÇERLİDİR.NEBATİ GIDALARLA BESLENENLERİN ,GENELLİKLE HALİM-SELİM;
ET VE ET ÜRÜNLERİYLE BESLENEN İNSANLARIN İSE DAHA SERT MİZAÇLI OLDUJLARI TESBİT EDİLMİŞTİR.
DOMUZ,DİŞİSİNİ KISKANMAYAN BİR HAYVANDIR.DOMUZ ETİ İLE BESLENEN İNSANLARDA,KISKANÇLIK
HİSSİNİN ZAYIFLADIĞI VEYA DUMURA UĞRADIĞI GÖZLENMİŞTİR.
FRANSIZ FİLOZOFLARINDAN SAVORİN DE BESLENMENİN MİZAÇ ÜZERİNDEKİ BU TESİRİNE ÇOK ÖNEM VEREREK
(BANA NE YEDİĞİNİ SÖYLE,SENİN NE OLDUĞUNU HABER VEREYİM ) DEMİŞTİR.
HELALLER,İHTİYACA YETER:
YÜCE RABBİMİZ,İSTİFADEMİZ İÇİN PEK ÇOK GIDA YARATMIŞTIR.BUNUN YANINDA,BAZI ZARARLI ŞEYLERİN
YENİLİP İÇİLMESİNİYASAKLAMIŞTIR.ÇÜNKİ O,SONSUZ ŞEFKAT VE MERHAMET SAHİBİDİR.KULLARINA,TAŞIYAMAYACAK-
LARI YÜKLERİ YÜKLEMEMİŞTİR.EMİR VE YASAKLARI,İNSANLARIN RAHATLIKLA ALTINDAN KALKABİLECEKLERİ
ŞEYLERDİR.ACABA İNSAN İÇKİ İÇMEYİNCE,DOMUZ ETİ YEMEYİNCE NE KAYBEDER?
YAPAN BİLİR:
BİR MAKİNENİN MÜHENDİSİ,O MAKİNENİN HANGİ ŞARTLARDA VE NASIL ÇALIŞACAĞINI DA BELİRTMİŞTİR.
MESELA KATALOĞUNDA,BİR MAKİNANIN 220 VOLTTA ÇALIŞABİLECEĞİ YAZIYOR.BİZSE,DAHA İYİ ÇALIŞABİLECEĞİNİ
DÜŞÜNEREK,500 VOLTA TAKMIŞ OLALIM.BİR ANDA,MAKİNENİN NE HALE GELECEĞİ MALUMDUR...
İŞTE İNSAN VÜCUDU DA,CENAB-I HAKK'IN YARATTIĞI MÜKEMMEL BİR MOTOR VE HARİKA BİR MAKİNADIR.BU
MAKİNANIN EN İYİ NASIL ÇALIŞACAĞINI DA,ELBETTE YAPAN BİLECEKTİR.MADEM Kİ ALLAH'IMIZ DOMUZETİNİ
HARAM KILMIŞTIR,ÖYLEYSE YEMEMİZ MAHZURLUDUR